TEK AMAÇ, YIKIMI DURDURMAK.

 Eğer bir ülkede, eğer bir toplumda yönetenlerin her uygulamasından kendisine aslan payı çıkaranlar çoğunlukta ise, o ülkenin geleceğinden çok, o ülkede yaşayanların kendi çıkarlarıdır aslolan ve o ülkeler batmaya mahkumdur.

Ekonomik gelişmeleri yakından izleyen birisi olarak, halkın ekonomik konularda yönetenlere güveni kalmadığı acı gerçeği ile karşı karşıyayız.

Bu kanıya nereden vardığımı anlatayım.
Türkiye’de iktidarın sağladığı nimetleri kullanarak köşeleri dönen çok sayıda dolar milyoneri, İngiltere, Dubai, İspanya, Yunanistan, ABD gibi ülkelere taşıdılar paralarını ve o ülkelerin vatandaşı olmaktan zerre kadar rahatsız olmadılar.

Ülkenin hazinesi bile, bunların emrindeki adam ve adamlara emanettir hala.

Oysa bu isimleri tek tek mercek altına yatırdığınızda, bir çoğunun dolar milyoneri olma yolunda ilerlerken en çok istismar ettikleri konu, ‘Vatan’ ve ‘Bayrak’tır. Milletin manevi duygularıdır, Yüce Dinimizdir.

Nasıl ki, 20 bini bastırıp askerlikten yırtanların ya da torpille çürük raporu alanların ikide bir ‘Gelirsem görürsün’ diye efelenmeleri gibi.

İkinci kesim ise, cukkasını doldururken bir Avrupa Ülkesine milyon dolarlar taşıyamayan ama burada ekonomik geleceğini güvence altına alan kesimdir.

Onlar, dövizin cazibesine kapılıp, bankalardaki mevduatlarını Türk Lirasından dolara çeviren Dini bütün! banka müşterileridir.

Hatırlayın, ülke yöneticileri, dövizinizi bozdurun çağrıları yaparken bunlar yine en öndeydi. Ön kapıdan, kameralar karşısında tomar tomar doları Türk Lirasına çeviren ve 2 dakika sonra arka kapıdan yeniden parasını dolarlaştıran, muhafazakar liboşları.

Eğer öyle olmasaydı, o günlerde bankalardaki mevduatların yüzde 80’i Döviz Mevduat Hesabı’nda tutulmazdı.

Bir de renk vermeyen bölümleri vardır bu kesimin.
Onlar da, sakal, ütüsüz pantolon, yakasız gömleği olmazsa olmaz olarak görür, kamu kuruluşlarının koridorlarında ihale kovalarken, ‘Allah, Bismillah, İşin Rast gelsin, Hayırlısı, Selamün Aleyküm, Kısmet, Nasip, Elhamdulillah’ gibi kelimeleri çok sık kullanarak dindar rolü oynarlar. Bu tipler, alacakları ihale için yüzde 15 Komisyonu sıcağı sıcağına yöneticinin ulağına teslim eder, ama bunun rüşvet değil dayanışma primi olarak izah ederler. Bu tipler götürdükleri paraları stoklamak için bankalara bile güvenmez, ya iyi yerden eş ve çocuklarına, gelecekte iyi para edecek arsalara, ya da altına yatırırlar. Yani kaz gelecek yerden tavuğu esirgemez ama elde ettikleri kazı da kimselere güvenmezler.

Bunlar tomar tomar dolarların konulduğu rüşveti çikolata ya da tatlı kutusunda gönderirler.

Bazıları da işi abartıp, elbise kılıfı bile kullanırlar.

Bunlar, iş bağlama görüşmesini kamu kuruluşunda değil, salaş bir çay ocağında ya da çorbacıda yaparlar ki, kameralara yakalanma riskinden kaçınırlar.

Bir de Vatanı, Milleti, Bayrağı, Ezanı, Kur-an’ı, hiçbir karşılık beklemeden seven, ama dünyadan, yaşananlardan, yaşatılanlardan bihaber samimi Müslümanlar vardır.

Gün 24 Saat karşılarında A Haber Kanalı açık, bu gibi kanalların kara propagandasına kanan inanan samimi insanlar.

Algı bombardımanında ağır hasar almış ama bunun farkında olmayan samimi, dürüst, bulduğu ile yetinen, ülkesi ve milleti için canını feda edebilecek kesim.

Yukarda izah etmeye çalıştığım Muhafazakar Liboşlar, paraları götürürken maalesef bu kesimin inancını sömürür posasını çıkarırlar.

İşte güzel ülkemin yaşadığı en büyük çıkmaz da bu noktada düğümleniyor.

Bu dindar, samimi, vatanını seven, vatanı için canını verecek kadar içten ve dürüst kesime, muhafazakar görünümlü liboş takımının gerçek yüzünün gösterilmesi, hatta onların ne kadar çıkarları için dini değerleri istismar ettiklerinin anlatılması noktasında yaşanıyor sıkıntı.

Zira, burada görev üstlenmesi gereken demokratik sistemlerin dördüncü gücü olan medya işgal altındadır.

Türk Basını, ‘Milletin Müşterek Sesi’ olma vasfını kaybetmiş, bu liboş takımının köşe başlarına yerleştirdiği kiralık kalemler, her gün ‘yalanı essah’ gibi millete yutturmaktadır.

İşte Türkiye’nin içine düştüğü, düşürüldüğü çıkmazların temelinde bu olumsuz tablo vardır.

Bakınız, iktidarın belediyelere uygulattığı 65 yaş kartını bile istismar edebilen bu kesim, cebinde 65 yaş kartı olanları kurye olarak kullanmaya başlamış, bazı belediyeler bu yüzden aylık 100 biniş sınırlaması getirmek zorunda kalmıştır 65 yaş kartlarına.

İktidarın İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerini kaybetmesi iktidar mensuplarından çok en üstte tariflendirmeye çalıştığım kesimin uykularını kaçırmıştır.

Zira, 2019 İstanbul Seçimlerinin sonuçları, kurulan saadet zincirinin çat diye ikiye bölünmesine neden olmuştur.

Kurulan kumpaslar, çevrilen dolaplar ortaya çıktı, "Şimdiye kadar idare ettiğimiz samimi Müslümanlar gerçek yüzümüzü gördü" kaygısıdır, İstanbul’da, ardında bir çok belediyede yaşananlar.

Siz sanıyor musunuz, bu saadet zinciri sadece İstanbul’da vardır.

Ama çorap söküğü diye bir kavram vardır.
Sökük İstanbul’dan başladı, 2024'te bu sökük o kadar hızlandı ki, iktidarın kullandığı örtülerin hiç biri, yaşanan pislikleri kapatmaya yetmez hale geldi.

Zira bu sefer çorap söküğü bile az geldi, İstanbul’dan Türkiye’ye doğru bir Kazak Söküğünü hep birlikte izledik.

Şimdi yaşadıklarımız, bu aziz milletin inançlarını paspas eden bu zihniyetin foyasının daha fazla ortaya çıkmamasını sağlamaya yöneliktir.

Adaleti bile silah olarak kullanan bu güruh, ne yapacağını bilemez hale gelmiştir.

Ama hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Geçmişte Fetö'nün maskesi nasıl düşürüldü ise, adaleti, orduyu, yargıyı nasıl kullandığını artık biliyorsak, şimdi sıra son zamanlarda ortaya çıkan türedilerin maskelerinin düşmesine gelmiştir.

Adalet kazanacaktır.
Ahlak kazanacaktır.
Erdem kazanacaktır.
 
Ahmet ZORLU

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Örtbas edilen cinayet – Sevim Tanürek - 1998’de Meydana Gelen Bir Trafik Kazası

Muhsin Yazıcıoğlu'nun Katilleri ABD-İsrail Düdüğü BOP'cular idi

O milletvekillerine hangi işlem yapıldı? Üç milletvekilinin altın kaçakçılığı yaptığı