BİATÇILIK, DESPOTİZM, HUKUK VE DEMOKRASİ

 Biatçılık, bir kişiye, gruba veya otoriteye sorgusuz sualsiz boyun eğme, biat etme ve koşulsuz olarak itaat etme zihniyetidir. Eleştirel düşüncenin, liyakatin ve bireysel iradenin yerini, güce veya lidere kayıtsız şartsız bağlılığın aldığı sosyopolitik ve kültürel bir tavrı ifade eder.

Biat kültürünün ve biatçılığın temel dinamikleri şunlardır:

Sorgulamama: Otorite konumundaki kişi veya kurumların aldığı kararların, doğruluğu veya yanlışlığı tartışılmadan kabul edilir.

Kişisel İradenin Yok Olması: Bireyler kendi akıl ve vicdanlarını kullanmak yerine, bağlı oldukları liderin veya grubun direktiflerine göre hareket ederler.

Liyakatsizlik: Başarı, yetenek veya uzmanlıktan ziyade; sadakat ve itaat derecesi ön plandadır.

Eleştiriye Kapalılık: Sisteme veya lidere yöneltilen her türlü eleştiri bir tehdit veya sadakatsizlik olarak algılanır.

Toplumsal ve siyasal analizlerde biatçılık, genellikle demokrasi, hukuk devleti ve eleştirel düşünce kavramlarının tam zıttı olarak konumlandırılır. Bireyi özgür bir yurttaş olmaktan çıkarıp, bir zümrenin veya liderin tebaası haline getiren bir bağımlılık ilişkisi olarak tanımlanır.

BİATÇILIK, DESPOTİZM, HUKUK VE DEMOKRASİ
Kavramlar, anlamlar, içerikler ve uygulamalar değişkendirler. İnsanlar; farklılıkların eşitsizlik doğurduğunu, gücü elinde olanın ayrıcalıklı olduğu, keyfiliğin haklardan yararlanmada düzensizlik meydana getirdiği endişesi içindedir.

İnsanlar; bazı insanların bazılarından daha ayrıcalıklı olmasını önlemek için de hukuk kurallarını, adil yargılamayı, kanun önünde eşitliği, masumiyet ilkesini, suçsuz ceza olmaz ilkesi benimsemiştir. Bunun sonucu olarak hukuk devleti kavramını benimseyerek, anayasa ve yasalarla siyasi iktidarın, sermaye sahiplerinin halk yığınlarını istismarını önlemeye çalışmışlardır.

Çağın gereği; anayasal devlet, hukuk devletidir. Demokrasi, ayrıcalıkların olmadığı herkesin eşit olduğu hukuk devleti varsa anlamlı sistemdir.

Biatçılarda sorgusuz itaat esastır. Hukuk ve demokrasi bunlarda anlamsız sözcüklerdir. Despotizm de hukuk yoktur, despot herşeydir.

Demokrasi; yöneticilerin halk tarafından belli süreyle seçmesi ve değiştirebilmesi iken, hukuk devleti; kişi sınıf ve zümre ayrımcılığının olmadığı herkesin her vatandaşın doğuştan eşit haklara sahip olduğu temeline dayanır. Bunun içinde kuvvetler ayrılığı anlayışı ile yargı bağımsızlığı esas alınmıştır.

Tarih boyunca; yargıyı istediği gibi kullanan siyasi iktidar, her zaman hukukta muhaliflere adalet hakkı tanımadan yeni haksızlıklar yaratmıştır.

Ne adına? Din adına, ideoloji adına haksızlıklar yapılmıştır, yapılmaktadır.

Gücün hukukunun olduğu yerde despotizm vardır.

Hukuk başka şeydir, yasa çıkartmak başka şeydir. Hukuk, yasayı belirler. Yasa, hukuku belirlemez. Bir yasa çıkarıldığında bu hukuk olmaz, yasal düzenleme olur.

Türkiye’de bugün; hukuk devleti mi, yargı bağımsızlığı mı çoğunluk despotizmi mi var tartışmaları yapılıyor.

Genel olarak gözlenen; siyasi iktidarın yargı gücünü de kullandığı, bunun için yasal düzenlemeler yaparak yargı erkini emrine aldığı şeklindedir.

Özel yetkili mahkemelere ilişkin düzenleme; kamuoyuna sunulmadan tartışılmadan değişiklikler son ana kadar açıklamadan anında meclise getiriliyor, görüşülüyor ve çoğunluk oylarıyla kabul ediliyor.

Mevcut özel yetkili mahkemeler kaldırılıyor, yeni özel yetkili mahkemeler kuruluyor.

Verilen yetkiler, normal, olağan bir hukukun çok üstündedir. Bu mahkemelerle; hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmayan düzenlemelere gidilmiştir.

Yani Türkiye’de siyasi iktidar gücü; hukuk devleti değil yasa devleti olmayı tercih etmiştir.

Hukuk devletinde; kimseye olağanüstü, hukukun olması gerektiğini söylediğinin dışında yetkiler verilemez. Verildiğinde başka güç merkezleri oluşur, hukuk ortadan kalkar.

Yasalar; hukukun hizmetinde olmalı. Hukuku kimse kullanmamalı. Sonuçta yasal bir düzenleme yaparsınız ama bu hukuka uygun olmaz,

Hukukun amacı; düzeni ve adaleti sağlamak demektir. Adalet, yasanın emrine girmişse o zaman görünüşte bir adalet vardır. Hukukla ilgisi olmaz, görünüşte hukuktur.

Hiç kimseye, olağanüstü, hukukun olması gerektiğini söylediğinin dışında, yetkiler verilmemelidir. Verilirse, hukuk ortadan kaldırılmış olur.

Korkarak, ürkerek, duygusallığa kapılarak hukuk oluşturulmamalıdır. Yasa çıkarırsınız ama artık o hukuk değildir, iktidar gücünün korku aracıdır.

Yaşanan ve yaşatılan sıkıntılar, toplumda hemen herkesi rahatsız edici bir boyuta gelmiştir.

Keyfi yandaşı koruma ve kollama, muhalifi sindirme susturma, hak almadan mahrum etme anlayışı; adalet sistemini, yargı sistemini bunaltmış, yargıya olan güveni sarsmıştır.

Oysa yargı; güçsüzlerin sığınacağı limandır. Hak arayan ya da haksızlığa uğrayan insanlar, adaletin tarafsız ve yansız sağlanması ile rahatlamalıdır.

Uygulamalardan ve sıkıntılardan ders alınmalıdır.

Günün Sözü: Güçlünün güçsüze yapacağı en büyük kötülük, adalet adına adaletsizlik yapmasıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Örtbas edilen cinayet – Sevim Tanürek - 1998’de Meydana Gelen Bir Trafik Kazası

Muhsin Yazıcıoğlu'nun Katilleri ABD-İsrail Düdüğü BOP'cular idi

O milletvekillerine hangi işlem yapıldı? Üç milletvekilinin altın kaçakçılığı yaptığı