Kayseri Erciyes Üniversitesi’nde Akademik Unvan ve Evrakta Sahtecilik
Kayseri’nin köklü eğitim kurumlarından Erciyes Üniversitesi, akademik dürüstlük ilkelerini derinden sarsan ciddi bir usulsüzlük iddiasıyla gündeme geldi. Eğitim Fakültesi bünyesinde görev yapan bir personelin, sahip olmadığı unvanları kullanarak bilimsel yayın yaptığı, ardından bu belgelerde tahrifat gerçekleştirerek hızla akademik basamakları tırmandığı öne sürülüyor. Ortaya atılan iddialar sadece etik ihlallerle sınırlı kalmayıp, beraberinde on binlerce liralık kamu zararı tablosunu da gözler önüne seriyor.
Liyakat Sistemini Aşan Usulsüzlük Zinciri
Erciyes
Üniversitesi Eğitim Fakültesi koridorlarında yankılanan liyakat
tartışmaları, akademik camiada daha önce eşine az rastlanan bir boyuta
ulaştı. Soruşturmalara ve iddialara konu olan araştırma görevlisi
G.Ö.‘nün, henüz doktora eğitimini tamamlamadan yıllar evvel kendisini
“doktor” unvanıyla tanıtıp çeşitli eserler kaleme aldığı belirtiliyor.
Bu usulsüz sürecin adım adım doçentlik kademesine kadar taşınması,
üniversite içerisindeki denetim mekanizmalarının işleyişini tartışmaya
açtı.
Skandallar zincirinin başlangıç noktası olarak 2020 yılının
Aralık ayı gösteriliyor. Gündeme yansıyan iddialara göre G.Ö., o dönem
yalnızca bir araştırma görevlisi statüsünde olmasına rağmen, “Etkinlik
Örnekleri ile Güncel Öğretme Yaklaşımları IV” adlı kitabın onuncu
bölümünü yazarken isminin önüne haksız yere “Doktor” ibaresini ekledi.
Asıl çarpıcı gelişme ise akademik başvuru süreçlerinde yaşandı. Aynı
personelin, doktora ve doçentlik başvuru dosyalarını yetkili makamlara
sunarken, önceden “Doktor” yazarak yayınladığı eserdeki unvanı silip
yerine “Araştırma Görevlisi” unvanını ekleyerek evrakta açıkça tahrifat
yaptığı öne sürülüyor.
17 Ayda Doçentliğe Uzanan Şaibeli Yükseliş
Resmi
kayıtlara bakıldığında gerçek doktora diplomasını 1 Haziran 2022
tarihinde almaya hak kazanan şüphelinin, geçmişteki bu tartışmalı ve
değiştirilmiş yayını bir atlama tahtası olarak kullandığı iddia
ediliyor. Bu usulsüz zemin üzerinden ilerleyen sürecin sonunda,
personelin 13 Kasım 2023 tarihinde “Doçentlik” belgesini alarak akademik
hiyerarşide son derece hızlı ve şaibeli bir şekilde yükseldiği
bildiriliyor.
Meydana gelen olayın bilimsel etik boyutu kadar,
devlet bütçesinde yarattığı aylık tahribat da dikkat çekici seviyelerde
bulunuyor. Haksız yöntemlerle elde edildiği savunulan doçentlik
unvanının, şüpheliye her ay düzenli bir ek gelir sağladığı ifade
ediliyor.
İddia Edilen Usulsüzlüğün Mali ve Hukuki Boyutu:
Aylık Haksız Kazanç: Doçentlik unvanı farkından kaynaklı olarak devletten alınan yaklaşık 25.000 TL ek maaş ödemesi.
Kamu Zararı: Hak edilmemiş kadro üzerinden devlet bütçesinin sistematik şekilde zarara uğratılması.
Hukuki Suçlamalar: Resmi evrakta sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık ve bilimsel yanıltma.
Hukuk
uzmanları ve etik kurulu çevreleri, ortaya çıkan bu vahim tablonun
sadece bireysel bir kural ihlali olmadığına dikkat çekiyor. Yayındaki
unvanın başvuru dosyasında değiştirilmesiyle resmi belgede sahtecilik,
hak edilmemiş unvan kullanımıyla bilimsel yanıltma ve devlet bütçesinden
fazladan gelir elde edilmesiyle nitelikli dolandırıcılık suçlarının
işlendiği savunuluyor. Şimdi tüm gözler, bilimin kalesi olması gereken
üniversite yönetiminin ve Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) bu ağır
iddialar karşısında atacağı adımlara çevrilmiş durumda.
Akademik Sistemde Liyakat ve Denetim Zafiyeti
Bir
eğitim fakültesinde yaşandığı iddia edilen bu evrakta sahtecilik ve
haksız unvan gaspı vakası, ülkemizdeki akademik yükselme kriterlerinin
ve denetim mekanizmalarının ne kadar kolay aşılabildiğini gösteren acı
bir örnektir. Henüz doktora diploması dahi almamış bir kişinin,
yayımlanan bir kitaba “Doktor” unvanıyla bölüm yazabilmesi ve sonrasında
aynı belgede tahrifat yaparak bunu resmi makamlara sunabilmesi; sadece o
kişinin bireysel cüretini değil, aynı zamanda dosyaları incelemekle
mükellef olan jürilerin ve idari kurulların ihmalkarlığını da gözler
önüne sermektedir. Hak edilmemiş unvanlar üzerinden elde edilen her
kuruş, devlete ödenen vergilerin gaspı olduğu kadar, yıllarını
laboratuvarlarda ve kütüphanelerde dürüstçe dirsek çürüterek geçiren
gerçek bilim insanlarının da emeğine yapılmış bir saygısızlıktır.
Meselenin
mali boyutu olan aylık 25 bin liralık kamu zararı, salt bir idari
zafiyetin devlete nasıl maddi faturaya dönüştüğünün en somut
göstergesidir. YÖK ve üniversite rektörlüklerinin, akademik yükselme
dosyalarını sadece şekilsel bir evrak kontrolü olarak görmekten
vazgeçip, beyan edilen her yayının ve unvanın gerçekliğini dijital
platformlarda çapraz denetimlerle teyit edecek şeffaf bir sistem kurması
şarttır. Unvanların sahtecilik ve kurnazlıkla değil, tamamen bilimsel
üretim ve dürüstlükle elde edildiği bir akademik iklim inşa edilmedikçe,
üniversitelerimizin uluslararası alanda kalıcı bir saygınlık kazanması
mümkün olmayacaktır.

Yorumlar
Yorum Gönder